öğrenildiğinde ufku on katına çıkaran şeyler

📝 7 entry 👤 karamurselli tarafından açıldı
Mısır Kraliçesi Kleopatra, Büyük Piramitlerin inşa edildiği tarihe mi daha yakındı, yoksa iPhone'un icadına mı? Cevap: iPhone'a. Piramitler M.Ö. 2560'ta bitti. Kleopatra M.Ö. 30'da öldü. iPhone 2007'de çıktı. Yani Kleopatra, piramitlerin yapımından 2500 yıl sonra, ama iPhone'dan sadece 2000 yıl önce yaşadı. Kadın resmen modern çağa daha yakın!

Sen, ben, oturduğun sandalye, elindeki telefon... Her şey atomlardan oluşuyor ya? Atomun %99.9999999'u boşluktur. Eğer dünyadaki 8 milyar insanın atomlarındaki o boşlukları sıkıştırıp atsaydık; tüm insanlık bir "küp şeker" boyutuna sığardı. Ama o küp şekerin ağırlığı milyarlarca ton olurdu. Yani aslında hepimiz devasa bir hiçliğin etrafında dönen enerji parçacıklarıyız.

Şu an bu yazıyı okuyorsun ya? Aslında okumuyorsun, "okudun". Gözünün ışığı alması, sinirlerin bunu beyne iletmesi ve beyninin görüntüyü işlemesi yaklaşık 80 milisaniye sürer. Yani sen, hayatı her zaman 80 milisaniye geriden takip ediyorsun. "Şimdi" dediğin an, aslında çoktan geçti. Biz hep geçmişi yaşıyoruz.

Dinozor deyip geçiyoruz ama zaman farkı inanılmaz. Meşhur T-Rex ile sırtında plakalar olan Stegosaurus aynı dönemde yaşamadı. Hatta sıkı dur: T-Rex, günümüze (iPad kullanan insanlara), Stegosaurus'a olduğundan daha yakın bir tarihte yaşadı. İki dinozor türü arasındaki zaman farkı, T-Rex ile bizim aramızdaki farktan daha büyüktür.

Ağaçlar sadece odun değildir. Ormanın altında, köklerin ucundaki mantar ağları (miselyum) sayesinde birbirleriyle iletişim kurarlar. Biri böcek saldırısına uğradığında, diğer ağaçlara bu ağ üzerinden kimyasal sinyal (DM) gönderir: "Böcek var, yapraklarınızın tadını acılaştırın!" Diğerleri de savunmaya geçer. Resmen aralarında bir Wi-Fi ağı var.
oxford üniversitesi, aztek imparatorluğu'ndan daha yaşlıdır bunu duyunca tarih algın şaşıyor değil mi? aztek imparatorluğu'nun kuruluşu 1428 yılına dayanır. oysa ingiltere'deki oxford üniversitesi'nde eğitim 1096 yılında çoktan başlamıştı. aztekler piramit dikerken, oxford'da öğrenciler latince sınavına giriyordu.

dünyadaki su miktarı sabittir ve sürekli bir döngü içindedir (buharlaşır, yağar, içilir, atılır). milyonlarca yıldır aynı su dönüp duruyor. istatistiksel olarak, içtiğin bir bardak suyun molekülleri, tarihin bir noktasında mutlaka bir dinozorun böbreklerinden geçmiştir. afiyet olsun;)

mavi balinanın kalbi bir araba kadardır. dünyanın en büyük canlısı olan mavi balinanın atardamarları o kadar geniştir ki, içinden küçük bir bebek emekleyerek geçebilir. kalbi ise bir volkswagen beetle (vosvos) boyutundadır.

uzay "yanık et ve barut" kokar. uzay boşluğunda hava olmadığı için koklayamazsın ama uzay yürüyüşünden dönen astronotların kıyafetleri, kaskları ve araçları; metalik, yanık et, kaynak dumanı ve barut karışımı bir kokuya sahiptir. evrenin parfümü biraz ağır yani.

köpekbalıkları, ağaçlardan ve satürn'ün halkalarından daha yaşlıdır. köpekbalıkları yaklaşık 400 milyon yıldır okyanuslarda. ağaçlar ise yaklaşık 350 milyon yıl önce ortaya çıktı. yani dünyada hiç ağaç yokken okyanusta köpekbalıkları yüzüyordu. daha da garibi; satürn'ün o meşhur halkaları bile köpekbalıklarından daha gençtir!

dünyadaki ağaç sayısı, samanyolu'ndaki yıldız sayısından fazladır. hep "gökyüzünde sayısız yıldız var" deriz ya... samanyolu galaksisi'nde tahminen 100-400 milyar yıldız var. dünya'daki ağaç sayısı ise 3 trilyonun üzerindedir. yani asıl sonsuzluk yukarıda değil, yanı başımızdaki ormanda.
oyun dünyasının devi nintendo'yu 80'lerde falan çıktı sanıyoruz değil mi? hayır! nintendo 1889 yılında kuruldu. yani nintendo'nun ilk dükkanı japonya'da açıldığında; istanbul'da 2. abdülhamid tahttaydı, osmanlı imparatorluğu hala hayattaydı, insanlar fes takıp at arabasıyla geziyordu. mario'nun dedesi muhtemelen o sırada nargile içiyordu. teknoloji devi sandığımız marka, aslında bir imparatorluk kadar yaşlı.
uzay boşluk olduğu için ses yayılmaz, o yüzden güneş'i sessiz bir lamba gibi görüyoruz. ama eğer uzayda hava olsaydı; güneş'teki o devasa patlamaların sesi dünya'ya bir elektrikli testere veya kalkış yapan bir jet uçağı şiddetinde (yaklaşık 100-120 desibel) ulaşırdı. düşün, 150 milyon kilometre uzaktaki bir yıldızın gürültüsünden, burada yanındaki insanı duyamazdın. evrenin sessiz olması, kulak zarlarımız için büyük bir lütuf.
tarih kitaplarında mamutları "buz devri"ne, piramitleri "antik çağ"a koyarız. aralarında milyon yıl var sanırız. yanlış! mısırlılar o devasa taşları üst üste koyarken (m.ö. 2500 civarı), kuzeyde (wrangel adası'nda) son tüylü mamut sürüleri hala hayattaydı ve otluyordu. firavunlar ve buz devri canavarları aynı güneşin altında yaşadılar.
insanın hayata bakış açısını değiştiren, "vay canına" dedirten bilgi kırıntılarıdır. bunlardan en çarpıcı olanı ise şüphesiz dünyanın en prestijli gastronomi ödülü olan michelin yıldızı'nın ortaya çıkış hikayesidir.
bugün lüks restoranların şeflerini stresten ağlatan, kapısında aylarca sıra bekleten bu prestijli yıldız sistemi; aslında 1900'lü yılların başında, fransa'daki bir lastik firmasının (evet, bildiğimiz michelin lastikleri) ticari bir kurnazlığından ibarettir.
olay tam olarak şöyle gelişir:

o yıllarda fransa'da sadece 3 bin civarı otomobil vardır ve insanlar arabalarıyla pek seyahat etmemektedir. şirketin kurucuları andré ve édouard michelin kardeşler, "bu insanlar uzun yola çıksın ki lastikleri çabuk eskisin, biz de onlara sürekli yeni lastik satıp para kazanalım" diye düşünürler.

bunun üzerine insanları uzun yola teşvik etmek için ücretsiz bir rehber hazırlarlar. bu rehberde yol üstündeki benzinlikler, tamirciler ve "uğramaya değer, lezzetli yemekler yapan" restoranlar listelenir. rehber o kadar popüler olur ki, zamanla 1, 2 ve 3 yıldız sistemine geçilir.

yıldızların orijinal tanımları aslında birer pazarlama stratejisidir:
1 yıldız: "kendi kategorisinde çok iyi bir restoran." (yol üstündeyse durun).
2 yıldız: "mükemmel yemekler, rotanızı değiştirmeye değer." (yani biraz daha fazla yol yapın, lastik biraz daha eskisin).
3 yıldız: "olağanüstü mutfak, sırf burası için özel bir yolculuğa değer." (tamamen lastik eskitme garantili, uzun yola çıkın).

yani o milyon dolarlık, havyarlı, trüf mantarlı fine dining kültürünün temelinde; "millet arabayla gezsin de lastik satalım" diyen iki kurnaz tüccarın dâhiyane zekası yatar.

(bkz: ufuk açan bilgiler) (bkz: michelin rehberi) (bkz: kapitalizmin zekası)
vücudundaki atomların %98'i her yıl tamamen yenilenir. yani teknik ve fiziksel olarak, geçen seneki sen ile şu anki sen aslında aynı kişi değilsiniz.

gözündeki kornea, vücutta kan damarı olmayan tek yerdir. oksijeni kandan değil, doğrudan havadaki oksijenden çeker.

evindeki tozların çok büyük bir kısmı, aslında senin döktüğün ölü deri hücreleridir. saatte yaklaşık 600.000 ölü deri hücresi dökeriz.

sadece düz yolda bir adım atmak için vücudunda tam 200 farklı kas aynı anda çalışır. çatık kaşlı durmak için 43 kas gerekirken, gülümsemek için sadece 17 kas çalışır.

ortalama bir insan, hayatı boyunca iki büyük yüzme havuzunu dolduracak kadar (yaklaşık 25.000 litre) tükürük üretir.

sadece ağzının içinde, şu an dünya üzerinde yaşayan toplam insan sayısından çok daha fazla sayıda bakteri yaşar.
Entry yazmak için giriş yapın.