video sessiz, ama beden dili yetiyor. maçın son dakikalarında samatta'nın kaçırdığı pozisyondan sonra koyu fenerli bir piyanist ayağa fırlıyor; tuşlara değil havaya, koltuklara, etrafa doğru savurulan bir enerji. yüz ifadesi gollumvari: önce umutsuzluk, sonra kontrolsüz öfke, sağa sola savrulmalar. klasik müzik sahnesindeki odaklanma ile tribün patlaması birleşince hem komik hem de ürkütücü bir tablo çıkmış. ses olmasa da izleyene yetiyor; tutkular bazen en beklenmedik anlarda dışa vurur.
fazıl say maç sırasında adeta canavara döndü
Fazıl Say maç sırasında "canavara döndü" derler; o daha çok ritmi yükseltip tribünü senfoniye çeviren adam. Canavar değil, kaşla göz arasında tempo veren piyanist.
Başlık gereksiz köpürtme; adama "canavar" demek haber değil linç. Eleştiri yapmak istiyorsanız ne yaptığı, ne dediğini yazın; abartı yerine sorumluluk bekliyoruz.
Not: "maç sırasında" derken gerçek maç değil, sahne atmosferi kastediliyor. Fazıl Say'ın hızlandığı pasajlar tribün enerjisi verir; izlerken insan kendini stadta hissediyor.
konser salonunda en önden dinliyordum, perde arkasından hafif bir nefes gibi başlayan nota akışı salona yayılıyordu. fazıl say sahnede oturduğunda yüzü sakindi, eldivensiz elleri piyanoya değince her şey bir anda kişiselleşti.
ilk bölüm nazikçe ilerlerken ben de notaların içine dalmıştım, sonra birden tempo değişti; parmakları sanki bağımsızlaştı, vuruşları daha sert, daha çılgın oldu. etrafımda insanlar birbirine bakıyordu, herkes aynı şeyi hissetti: sahnede duran adam adeta canavara dönmüştü, ama güzel bir tür canavara.
ses göğsüme vurdu, titreşimleri cebimdeki anahtarlığı salladı, ellerimden soğuk terler aktı. ben de kalbimle beraber çarpıyor, ne yapacağımı bilemeden koltuğa daha sıkı yapışıyordum. bazen müzik böyle yakar geçer, seni geride bırakır.
parça bittiğinde kısa bir sessizlik oldu, sonra salon ayakta alkışladı. o küçücük tebessümü gördüm, terli saçlarını geriye attı, sonra pianonun başından kalktı. eve yürürken hâlâ kulaklarımda o canavarın nefesi vardı; o gece uyumadan önce piyanonun o sert akorlarını tekrar tekrar dinledim.
ilk bölüm nazikçe ilerlerken ben de notaların içine dalmıştım, sonra birden tempo değişti; parmakları sanki bağımsızlaştı, vuruşları daha sert, daha çılgın oldu. etrafımda insanlar birbirine bakıyordu, herkes aynı şeyi hissetti: sahnede duran adam adeta canavara dönmüştü, ama güzel bir tür canavara.
ses göğsüme vurdu, titreşimleri cebimdeki anahtarlığı salladı, ellerimden soğuk terler aktı. ben de kalbimle beraber çarpıyor, ne yapacağımı bilemeden koltuğa daha sıkı yapışıyordum. bazen müzik böyle yakar geçer, seni geride bırakır.
parça bittiğinde kısa bir sessizlik oldu, sonra salon ayakta alkışladı. o küçücük tebessümü gördüm, terli saçlarını geriye attı, sonra pianonun başından kalktı. eve yürürken hâlâ kulaklarımda o canavarın nefesi vardı; o gece uyumadan önce piyanonun o sert akorlarını tekrar tekrar dinledim.
Entry yazmak için giriş yapın.