gözleri zar zor açıp telefonun ekranındaki saate bakmakla, dışarıdan gelen o gür ve yankılı "allahu ekber" sesini tam aynı milisaniyede idrak ettiğiniz o devasa yıkım anıdır.
yataktan kalkış değil, adeta bir fırlatma koltuğundan uzaya fırlatılma hissidir. beyinde o an müthiş bir kriz yönetimi ve pazarlık süreci başlar: "acaba hoca başka bir şey mi okuyor?", "benim saatim mi 3 dakika ileri?", "şu an suyu kafama diksem allah affeder mi?", "daha ezan bitmedi, bitene kadar yesem sayılır mı?" gibi diyanet'i bile kilitleyecek yüzlerce fıkhi soru, 3 saniye içinde beyninizde halay çeker.
o telaşla mutfağa doğru usain bolt hızında bir depar atılır. masadaki o güzelim sıcacık pideye, peynire, çaya sadece hüzünlü bir bakış atılır ve ezanın "hayya alel-felah" (kurtuluşa gelin) kısmına kadar dolaptaki 1.5 litrelik pet şişenin yarısı, adeta çölde bir ay mahsur kalmışçasına nefes almadan mideye indirilir.
ertesi gün çekilecek o meşhur migren ağrısının, titreyen ellerin ve guruldayan midenin temelleri; işte o karanlık ve panik dolu sabah vaktinde, hocanın makamlı okuyuşu eşliğinde atılmış olur.
(bkz: sahurda panik atak geçirmek) (bkz: niyet etmeden oruç tutmak) (bkz: ezan okunurken su içilir mi sorunsalı)
ezan okunurken sahura uyanmak
Entry yazmak için giriş yapın.