artık sadece ekonomik bir sorun değil, resmen bir hayatta kalma mücadelesidir. paranız olsa bile temiz gıdaya ulaşmanın imkansız hale geldiği, her öğünün bir "rus ruleti"ne döndüğü durum.
vatandaşın yaşadığı bu trajik döngü şöyledir:
kasap terörü: "el yapımı, hakiki kasap sucuğu" diye dünyanın parasını verirsin. tavaya attığında o sucuk erir, kaybolur; geriye sadece tavanın dibinde yüzen, damarları 5 dakikada tıkayacak o vıcık vıcık hayvansal yağ kalır. protein alacağım derken kolesterol komasına girersin.
aktar illüzyonu: bağışıklık güçlensin diye bal alırsın; arının bile "bu ne?" diyeceği, glikoz ve mısır şurubu basılmış sarı bir sıvı satarlar. şifa niyetine yediğin şey seni bir ayda diyabet hastası yapar.
üç harfli marketler: "güvenilir, kurumsal" diye gidersin ama raflar kimya laboratuvarı gibidir. peynir diye satılan kütlenin içinde sütten çok nişasta, kıvam artırıcı ve koruyucu vardır. üzerinde "tost peyniri" yazar çünkü içine "kaşar" diyebilecek kadar süt koymaya tenezzül etmemişlerdir. tereyağı desen, margarinin makyajlanmış halidir.
bu durum kısaca, ne yiyeceğini şaşırmış, etiket okumaktan gözleri bozulmuş ama yine de zehirlenmekten kurtulamayan insanların dramıdır.
(bkz: gıda terörü) (bkz: hileli ürünler) (bkz: ne yediğimiz belli değil)
türkiye'de sağlıklı beslenme çaresizliği
Entry yazmak için giriş yapın.