yolun yarısını devirmiş bir birey olarak etrafımdaki "zamanında" dünya evine girenleri izliyorum; tablo maalesef pembe panjurlu değil. yarısı mutsuzluktan duvarlarla konuşuyor, diğer yarısı çoktan boşanma avukatlarıyla kanka olmuş durumda. o stres, o kavga gürültü... bense kendi cumhuriyetimde, kafam rahat, ruhum dingin takılıyorum.
biyolojik saat baskısına gelince; bu dünyanın şu anki haline (savaş, kriz, ahlaki çöküş) kendi egom için yeni bir can getirmek bana adil gelmiyor. şayet bir gün "babalık" edeceksem; bu genlerimi aktarmak için değil, kimsesiz bir kız çocuğunun elinden tutup ona "gelecek" olmak için olur.
şunun şurasında yaşlılık kapıda, vade kısalıyor. kalan ömrümdeki tek derdim; şu dünyadan geçerken kimsenin kalbini kırmadan, kul hakkına girmeden, arkamdan "zararsız ve iyi adamdı" dedirterek sahneden inmek. gerisi teferruat.
yirmili yaşlarda evlenmemiş olmak
Entry yazmak için giriş yapın.